Bu proje hangi fikrin veya gözlemin ürünüydü?
Açıkçası bu projenin temelinde, farkındalık günlerinin yaratıcılık için en verimli alanlar olduğu düşüncesi yatıyor. Bir ürün müdürü olarak, bu özel günlerin ezberlenmiş yaklaşımların dışına çıkarak gerçekten ses getirecek projeler üretmek için güçlü bir fırsat sunduğunu düşünüyorum.
Diğer yandan, İtalya merkezli bir firma olmamız da sanatı projelerimizin merkezine yerleştirme isteğimi güçlendirdi. Bu iki ana unsuru, yani sanatı ve bilimi bir araya getirerek hem ilgi çekici hem de doğru bilgiyi etkili biçimde aktaran bir konsept oluşturmayı hedefledik.
“Hipertansiyonu Önce Fark Et, Sonra Hallet” dediğinizde vermek istediğiniz ana mesaj neydi?
Projenin ismini belirlerken ana çıkış noktamız, bireylerde hipertansiyon farkındalığının oldukça düşük olduğu gerçeğiydi. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, hipertansiyon hastalarının yaklaşık yüzde 46’sı bu duruma sahip olduğunun farkında bile değil.
Bu nedenle sloganımızla öncelikle bu farkındalığı artırmayı hedefledik. “Önce Fark Et” diyerek, insanların kendi sağlık durumlarını sorgulamalarına ve potansiyel risklerin bilincine varmalarına dikkat çekmek istedik. Bu ilk adım, hastalığın erken teşhisi ve tedavisi için kritik öneme sahip.
Yaratıcı sürecin en kritik dönüm noktası sizce hangisiydi?
Yaratıcı sürecin en kritik dönüm noktası, bir kardiyoloji uzmanının bilimsel bilgilerini sanatla, özellikle de karikatürle birleştirme fikrinin ortaya çıktığı andı. Geleneksel sağlık kampanyalarından sıyrılmak ve akılda kalıcı bir etki yaratmak istiyorduk.
Hipertansiyon gibi ciddi bir konuyu, Cem Güventürk’ün kendine özgü sanatsal diliyle yorumlamak projenin bütün dinamiklerini değiştirdi. Bu iş birliği yalnızca bilgi aktarmamızı değil, aynı zamanda duygusal ve görsel bir bağ kurmamızı da sağladı. Projenin ruhunu ve başarısını belirleyen asıl dönüm noktası, tam da bu yaratıcı sinerjinin keşfedilmesi oldu.
Projenizi diğer sağlık iletişimi kampanyalarından ayıran özellik ne oldu?
Projemizin ayırıcı özelliği, uzun yıllardır bilinen bir hastalık olan hipertansiyonu farklı bir iletişim diliyle ele almamız oldu. Hipertansiyon hem hekimler hem de toplum tarafından oldukça iyi bilinen bir konu olsa da, biz Menarini Türkiye olarak bu alanda güncel ve anlamlı bir farkındalık yaratmaya devam etmek istedik.
Bunu başarmak için bilimin ciddiyetini sanatın yaratıcılığıyla birleştirdik. Kardiyoloji uzmanının bilimsel bilgilerini, sanatçının sanatsal yorumuyla yani karikatürlerle harmanlayarak konuyu daha erişilebilir ve ilgi çekici hale getirdik.
Hekimlerden aldığımız geri bildirimler de bu yaklaşımın ne kadar doğru olduğunu gösterdi. Projemiz, uzun zamandır yapılan kampanyalar arasında dikkat çeken, konuşulan ve akılda kalan bir çalışma olarak öne çıktı. Hekimler, bu yaratıcı yaklaşımı takdir ettiklerini ve bunun şirketimizin imajını güçlendirdiğini belirttiler.
Klasik bilgilendirme materyallerinin aksine, karikatürler aracılığıyla sunduğumuz mesajlar özellikle genç hekimler tarafından “çok dikkat çekici” olarak nitelendirildi. Projemiz yalnızca bilgi vermekle kalmadı; konuya sanatsal bir dokunuş katarak hekimlerin ve sağlık profesyonellerinin ilgisini çekti. Bu da diğer kampanyalardan ayrışmamızı sağlayan en önemli unsur oldu.
Ekip içinde iş birliğinizi tek bir kelimeyle tanımlasanız hangisini seçerdiniz?
Tek bir kelimeyle tanımlamam gerekirse bu kesinlikle “tutku” olur. Çünkü bu proje benim için sadece bir işin ötesindeydi; gerçekten inandığım bir konseptti.
Hipertansiyon uzun yıllardır konuşulan bir sağlık sorunu olsa da, bu konuda yapılan kampanyalar genellikle benzer bir dilde ilerliyor. Biz bu durumu değiştirmek istedik ve bilimi sanatla birleştiren bir yaklaşım benimsedik.
Yaratıcı fikirleri sektörel regülasyonlara uygun hale getirmek gibi zorlu süreçlerden geçerken, bu tutku her zaman en büyük motivasyon kaynağımız oldu. Benim rolüm de bu tutkuyu canlı tutmak ve projenin her aşamasında hedefe odaklanmaktı. Karşılaştığımız her engelde, bu projeye olan inancımız ve tutkumuz sayesinde çözüm ürettik ve başarıya ulaştık. Sonuçta bu projenin başarısı, tüm ekibimizin ortak tutkusunun bir yansıması oldu.
En çok zorlandığınız an neydi, nasıl aştınız?
En çok zorlandığım an, projenin başlangıç aşamasıydı. Sanatı kullanmak, bunu medikal mesajlarla harmanlamak ve en önemlisi tüm bu süreci sıkı regülasyonlara ve uyum kurallarına uygun şekilde gerçekleştirmek oldukça zorlayıcıydı.
Bir yandan yaratıcı fikirlerimizi özgürce ifade etmek isterken, diğer yandan ilaç sektörünün hassas dengelerini korumamız gerekiyordu. İşte tam bu noktada, tüm bu unsurları bir araya getirebildiğimiz an bizim için en önemli eşik aşıldı.
Bu zorlu ilk adımı geçtikten sonra süreç adeta kendi içinde akıp gitti. Bütün parçalar yerine oturdu ve proje beklediğimizden çok daha hızlı ve etkili bir şekilde ilerledi. Zorluğun üstesinden gelmemizi sağlayan şey, yaratıcılık ve regülasyonlar arasındaki o ince dengeyi kurmayı başarmamızdı.
Projenin toplumsal etkisini gözlemlediğiniz en somut anı bizimle paylaşır mısınız?
Toplumsal etkisini ilk olarak saha ekibimiz aracılığıyla, hekimlerden gelen yoğun ve olumlu geri bildirimlerle hissettim. Hazırladığımız içerikleri paylaştıkları anda çok sayıda fotoğraf ve takdir mesajı aldık. O an aslında ne kadar başarılı bir işe imza attığımızı anladım.
Proje tamamlandıktan sonra da bu olumlu geri bildirimler devam etti. Örneğin proje bittikten sonra Eskişehir’deki bir hastane bizlerle iletişime geçti. Hazırladığımız karikatürlü görselleri kendi hastanelerinde hasta bilgilendirme materyali olarak kullanmak istediklerini belirttiler. Bu, projenin amacına ulaştığının ve sağlık profesyonelleri tarafından sahiplenildiğinin en güçlü göstergesiydi.
Bunun da ötesinde, proje üzerinden bir yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ hekim ziyaretlerine gittiğimde bazı hekimlerin masalarında o materyalleri görmeye devam ediyorum. Onları saklamaları ve kullanmaya devam etmeleri, hazırladığımız içeriğin sadece bir kampanya materyali değil, aynı zamanda kalıcı bir değer taşıdığını gösteriyor. Benim için projenin en büyük başarısını ve toplumsal etkisini gösteren unsurlardan biri kesinlikle bu kalıcılık oldu.
Golden Pulse Awards’tan bu ödülü almak ekibe ne kattı?
Açıkçası bu, bir projemle ilk kez bir yarışmaya başvurmamdı ve projemize olan inancımız tamdı. Bu nedenle, “Yılın En Başarılı Yaratıcı Çalışması” gibi değerli bir ödülü almak benim için çok büyük bir anlam taşıyor ve gerçekten gurur verici.
Bu ödül sadece kişisel bir başarı değil, tüm ekibimizin ortak çabasının bir sonucuydu. Elde ettiğimiz bu başarı, bizi daha yaratıcı ve daha başarılı işler ortaya koymak için motive etti; aynı zamanda ekip için de güçlü bir örnek oluşturdu.
Aynı motivasyonla, gelecekteki farklı projelerimizde de başarı kazanmak için tutkuyla çalışmaya devam ediyoruz. Bu ödül, doğru yolda olduğumuzun ve farklı yaklaşımlarımızın sektörde karşılık bulduğunun önemli bir kanıtı oldu.
Bu başarıdan ilhamla gelecekte hangi alanlarda yaratıcı projeler görmeyi hedefliyorsunuz?
Bu projenin başarısı, yaratıcı bakış açımızı yalnızca farkındalık kampanyalarıyla sınırlı tutmayıp tüm projelerimize entegre etme kararı almamızı sağladı. Projeye olan inancımız, yaratıcılığın yalnızca bir sosyal sorumluluk projesinin değil, aynı zamanda stratejik bir yaklaşımın da parçası olabileceğini bize kanıtladı.
Bundan sonraki hedefim, bu başarıdan aldığım ilhamla Menarini Türkiye bünyesindeki tüm çalışmalarda “kendi imzamı taşıyabilecek farklılıklar” yaratmak. Bu, yalnızca dışa dönük iletişimde değil, aynı zamanda iç süreçlerimizde de yenilikçi yaklaşımlar sergilemek anlamına geliyor.
Son olarak: Sizce bu işin sırrı neydi?
Bence işin sırrı, kendimizi asla sınırlı tutmamakta ve sahip olduğumuz tutkuyu hiçbir zaman kaybetmemekteydi.
Biz, alışılmışın dışına çıkarak sektörde yeni bir iletişim dili yaratabileceğimize inandık. “Neden olmasın?” diye sormayı tercih ettik. Ancak bu vizyonu hayata geçiren asıl güç, projemize olan inancımız ve bizi ayakta tutan tutkumuzdu.
Benim için bu işin sırrı, sadece bir işi tamamlamak değil; o işe tüm kalbimizle inanmak ve düşünce kalıplarının ötesine geçme cesaretini göstermekti.
Tutkuyla Şekillenen Bir Başarı: Menarini Türkiye’nin Yaratıcı Farkındalık Yolculuğu






